Burçların nitelikleri.

999 gün önce tarafından yazılmıştır.

Burçlar “nitelikler” denilen gruplara ayrılır. Bu gruplar “öncü”, “sabit” ve “değişken” olarak adlandırılır. Her grupta dört burç vardır. Öncü burçlar Koç, Yengeç, Terazi ve Oğlak’tır. Sabit burçlar Boğa, Aslan, Akrep ve Kova’dır. Değişken burçlar da İkizler, Başak, Yay ve Balık’tır.

Yükselen burcunuzu da okumalısınız. Öncelikle hangi element olduğunuzu kontrol edip onu okuduktan sonra bu bölümü okursanız kendinizi ve tanıdığınız insanları daha iyi anlayarak daha çok bilgi edinmiş olursunuz.

Öncü Burçlar: Bu burçların görevi mevsimleri başlatmaktır. Bu yüzden de hareketlidirler. Koç (bahar), Yengeç (yaz), Terazi (sonbahar), Oğlak (kış). Bu grup hareketi başlatma özelliğine sahiptir.

Sabit Burçlar: Bu gruptaki burçlar öncü grubun başlattığı olayı gerçekleştirir ve devam ettirirler. Mevsimlerin ikinci ayıdır ve mevsimlerin devamlılığını sağlarlar. Boğa (ilkbahar), Aslan (yaz), Akrep (sonbahar), Kova (kış). İnanılmaz kararlılığa sahiptirler.

Değişken Burçlar: Bu gruptaki burçlar her mevsimin sonuncu aylarıdır. Yeni mevsime hazırlık ve değişim zamanıdır. İkizler (ilkbahar sonu), Başak (yaz sonu), Yay (sonbahar sonu), Balık (kış sonu). Geçiş dönemindeki burçlar her duruma kolay uyum sağlarlar.

Öncü burçlar

Mevsimleri başlatan öncü burçlar, bulundukları toplumda lider konumundadırlar. Biraz despot ve küstah olabilmelerine rağmen aynı zamanda yaratıcı, girişimci ve bağımsız ruhludurlar. Hırslı, kararlı, yorulmak bilmeyen ve kendi kendilerini motive edebilen kişilerdir. Bu gruptaki her burç bu genel özellikleri farklı şekillerde yansıtırlar.

Koç burcu, öncü nitelik, ateş elementi
Bu öncü ruhlu kişilik her konuda kendini göstermek ister. Etrafındaki dünyayı keşfetmek ve yeni şeyler yaşamak arzusu içindedir. Koç’un ateş özelliği ona sonsuz bir güven ve cesaret verir. Öncü nitelik ise yorulmak bilmeyen, huzursuz bir yapı ve değişiklik ihtiyacı verir. Koç burcu çok iddialıdır ve bulunduğu ortamda hemen dikkat çeker. Egzantrik Koç burcundan öğrenecek çok şey vardır. Bizi hiç durmadan ileriye ittirir.

Yengeç burcu, öncü nitelik, su elementi
Yengeç burcu, insanların duygularını, farklı duygusal ortamları araştırır ve yaşar. Su burcu olan Yengeç, öncü burçlar arasında hırslarını ve bağımsızlık arzusunu en kurnazca dile getirendir. Yumuşak görüntüsüne rağmen öncü grubun tüm özellikleri aynı güçle, Yengeç’ te de bulunmaktadır. Sık değişen duygulara sahip Yengeç burcunun çok zengin bir iç dünyası vardır. Yeniliklerden hoşlanmamasına rağmen gerektiği zaman değişiklikleri başlatıp kabullenebilir.

Yengeç burcu, başka sadece Balık burcunda bulunan yoğun bir şefkat ve merhamet duygusuna sahiptir. Derin iç dünyası yüzünden, hayatın iniş çıkışlarından pek çok insandan daha fazla etkilenir ve sevinci de acıyı da daha fazla hissederek, herhangi bir kişiden daha fazla acı çekebilir.

Terazi burcu, öncü nitelik, hava elementi
Terazi burcu harika bir arabulucudur. Yeni insanları birbirleri ile tanıştırarak neşeli sosyal ortamlar yaratır. İnsanlarla sürekli bir arada olmayı seven Terazi burcu tek başına kalınca ne yapacağını bilemez. Ekip çalışmalarında ve ortaklıklarda harikalar yaratır. Öncü grubun verdiği özelliklerle son derece aktif ve otoriter olan Terazi, kendisi gibi başarılı insanlarla dostluklar kurup biraraya gelir. Öncü grubun hükmedici özelliği Terazi burcunun sevimli karakteri ile hoş bir şekilde birleştiği için herkesi parmağında oynatır.

Oğlak burcu, öncü nitelik, toprak elementi
Öncü gruptan olan Oğlak burcu olayları başlattığı zaman sonuçları zaten kafasının içinde hazırdır. Oğlak burcu toprak grubundan olduğu için amaçlarını planlı bir şekilde uygulamaya başlar, düşünerek hareket eder ve hiç bir zaman acele etmez. Onu motive eden şey ise Boğa burcu gibi para kazanmaktan çok toplum içinde tanınmaktır. Oğlak burcu işi yüzünden saygı duyulmak ister. İmzasını attığı her işi en iyi şekilde yapmak ister. Kendisi nerede ise bir Başak kadar yaptığı işe adar. Lider olabilecekleri işlerde çalışmak, isim yapmak ve tanınmak ister. Pratik Oğlak burcu insanı, az para alsa da gösterişli bir yöneticilik pozisyonunu kabul eder. Böyle bir sorumluluk alarak şimdi olmasa bile ileride çok para kazanacağını düşünür. Yüksek mevkilerden birine ulaşmak isterseniz, mesela Başbakanlıktan bir tanıdık gerekirse hemen Oğlak burcunu arayın o mutlaka birilerini tanıyordur. Zaten eninde sonunda oralara gelecektir.

Sabit burçlar

Değişiklikten hiç hoşlanmayan sabit burçların görevi, gerçekleştirmek, desteklemek, sürdürmek ve korumaktır. Zodyakta ki görevleri gelenekleri korumaktır. Sabit burçların dikkatlerini kolay dağıtamazsınız, hedeflerine kilitlenmişlerdir. Yeni durumlara kolay uyum sağlayamazlar, alışkanlıklarından vazgeçemezler ve inatçıdırlar. Aynı zamanda sabırlı, sebatlı, güvenilir, sadık, bağlı kişilerdir. Bir çok konuda sabit fikirlidirler ve esnek olamazlar ama bu özellikleri bazı durumlarda işe yarar. Bu gruptaki burçlar yukarıdaki özellikleri farklı şekillerde yansıtırlar.

Boğa burcu, sabit nitelik, toprak elementi
Toprak burcu olan Boğa’nın sabit gruptan aldığı özellikler, kazandığını biriktirmeye, korumaya ve mal mülk sahibi olmaya yönlendirir. Duyarlı bir yapıya sahip Boğa değerli şeylere sahip olmak ister. Boğa burcu başkalarının eşya ve mal mülküne de kendisininmiş gibi aynı sorumlulukta koruyuculuk yapabilir. Güvenlikle ilgisi vardır ve sigortacılık Boğa’ya göredir. Sabırlı olmakla birlikte emeklerinin sonucunu bir an önce görmek ister. Bazı burçlar ünlü olmak, saygı görmek için çalışır, Boğa burcu ise emeklerinin karşılığında nakit para kazanmak için çalışır.

Aslan burcu, sabit nitelik, ateş elementi
Ateş grubundan olan Aslan burcu sabit grubun özelliklerini yaratıcı ve sanatkar yapısı ile yansıtır. Herhangi bir fikri en görkemli şekilde Aslan burcu ortaya koyar. Ormanlar kralı Aslan’ ın kendine sonsuz güveni sonucunda otoritesi her zaman ve her yerde geçerlidir.

Akrep burcu, sabit nitelik, su elementi
Su grubundan Akrep burcunun görevi kendisinin ve başkalarının duygularını güçlendirmek ve kalıcı hale getirmektedir. Akrep burcunun amacı diğerlerinin bir karara varmasını, bu kararda kalmasını ve ilerlemesini sağlamaktadır. Kişiler arası ilişkilerde, satış işlerinde, pazarlıkta çok iyidirler. Kontrol etme isteği yüzünden kıskanç ve sahiplenici olabilir. Akrep burcundan bir çok insan iyi iken çok iyi ama kötüleşince korkunç tipler olabilirler. Akrep burcundan olan bir kişinin içinde büyük bir enerji kaynağı olduğunu hissedebilirsiniz. Onun fikrini değiştirmeniz nerede ise imkansızdır. Sabit gruptan aldığı özelliklerle çok inatçıdır. Yine bu özeliğinden dolayı sevdiklerine çok bağlıdır. Akrep burcu yoğun tutkularından dolayı çok büyüleyici olabilir.

Kova burcu, sabit nitelik, hava elementi
Hava grubunun iletişimci özelliği ile sabit grubun kalıcı özelliği Kova’da birleşince, dostluklarının kalıcı olmasını sağlamıştır. Kova burcu arkadaşlarına çok önem verir ve arkadaşlığı ömür boyu sürer. Kova’nın doğal evi 11. evdir ve aynı zamanda birlikler, topluluklar, gruplar ve dernekler burcudur. Kova burcunun sabit nitelik taşıması bazılarını şaşırtabilir. Sabit nitelikler, Kova’da kendini düzenli işleyen bilimsel bir kafa yapısı, kesin sonuçlar alınan düzenli çalışmalar şeklinde gösterir. Kova burcu ileriye dönük olmakla birlikte Koç burcu gibi sabırsız ve ani çıkışlarla değil, planlı ve sistematik olarak atılımlar yapar. Kova dahilerin, icat ve buluşlar yapanların burcudur.

Değişken burçlar

Her mevsimin sonuncu burçlarıdır ve bir sonraki mevsime hazırlık yaparlar. Bu yüzden bu grubun insanları kolay uyum sağlayabilen, iletişimci, yerlerinde duramayan, değişikliğe ihtiyacı olan kişilerdir. Değişken burçlar fazla detaycı olduklarından bazen olayları bütün olarak algılayamazlar. Hemen her şeye çözüm bulabilen, becerikli burçlardır.

İkizler burcu, değişken nitelik, hava elementi
İkizler zeki, entellektüel, hareketli bir burçtur. Sürekli yeni bilgi, haber ve fikir alışverişinde bulunmak ihtiyacını duyar. Fikir ve düşüncelerini başkalarıyla paylaşmak istediğinden, yalnızlıktan hiç hoşlanmaz ve çalan bir telefon bile onu çok mutlu eder. Kafası ışık hızı ile çalıştığından bir çok farklı bilgiyi farklı şekillerde bir araya getirebilir. Her zaman tarafsızdır, yeni elde ettiği bilgileri tarafsız olarak değerlendirir ve çok çabuk değişir. Her şeye kolay adapte olabildiği için bir çok konuda sorumluluklar alır ve fazla dağılır bu yüzden de işleri gecikebilir. Bir konuya konsantre olursa herkesin bir haftada bitirebildiği işi o bir günde bitirebilir.

Başak burcu, değişken nitelik, toprak elementi
Başak burcu, İkizler’den daha pratik ve en az onun kadar akıllıdır. Başak insanı belli konulara (özellikle haberleşme kabiliyetini kullanabileceği) odaklanmak ister. Başak, İkizler gibi bir sürü konu ile ilgilenerek dağılmaz ama o da kendini detaylarda kaybeder. Hiç bir burç Başak kadar titiz, detaycı, dikkatli, dakik ve kusursuzluk peşinde değildir. Çalışkan Başak hep bir şeyler yapmak, üretken olmak ister ve yaptığı işi en iyi şekilde yapmak için çok çaba gösterir. Boşa zaman geçirdiği zaman kendini kötü hisseder. Bir Başak insanına rahatlayıp gevşemesi gerektiğini söyleseniz bile o bunu kolay kolay beceremez. Toprak burcu olan Başak’ ın organize, karşılaştırma, ölçme, değer biçme ve kusursuz hale getirme yetenekleri çok gelişmiştir. Değişken burçtan olduğu için kesinlikle katı bir insan değildir. Kolay uyum sağlayabilen hatasını fark ettiği anda hemen vaz geçebilen bir kişidir. Bu özellikleri Başak burcunun görünüşünden belli olmayan özellikleridir.

Yay burcu, değişken nitelik, ateş elementi
Yay burcu felsefe ve ruhsal dünya üzerine kafa patlatır. Değişken grubun insanları farklı kültürlerin ortak ve değişik özellikleri ile ilgilenirler. Ateş özelliği ise Yay’a macera ve keşif arzusu verir. İkizler burcu günlük hayatın detayları ile ilgilenirken, Yay burcu günlük olayların (geçmiş ve bugün) altında yatan ahlaki ve manevi değerleri inceler. Bütün değişken burçlar gibi Yay burcu da çok meraklıdır. Olayları başlatan, eylemci Ateş grubundan olduğu için, içlerinde en çok araştıran, keşfeden, varsayımlar üzerine kafa yoran, tartışmaları başlatan da kendisidir. Açık oturumları, panelleri, basın toplantılarını seyretmekten zevk alır. Bu değişken Ateş burcuna ayak uydurmak zordur ama buna değer.

Balık burcu, değişken nitelik, su elementi
Balık burcu, değişken gruptan aldığı özellikleri etrafındaki insanların duygularını anlamak ve düzeltmek için kullanır. Değişken burçlar iletişimcidir ve Balık su grubundan olduğu için diğer insanlarla ilgilidir, onların dertlerini dinler, sırtlarını sıvazlar ve işlerine yarayacak tavsiyelerde bulunur. Balık burcunun adapte olma yeteneği öylesine gelişmiştir ki yardım etmeye çalıştığı insanların özelliklerini alabilir ve etrafındaki insanlara benzemeye başlar. Hatta bazen kendinin nerede bitip diğer insanın nerede başladığını bile karıştırabilir. Karşısında ki insanın derdini öylesine üstüne almıştır ki o kişinin problemi çözüldükten sonra bile Balık bunu kendi üzerinden atamaz. Balık burcuna herhangi bir konuda danışmışsanız onu mutlaka gelişmelerden haberdar edin yoksa o hala aynı noktada sizin için endişelenmeye devam edecektir. Balık burcunun değerini bilin ve onun iyi huylarını istismar etmeyin
BY CİN

Gazi topal osman ağa

999 gün önce tarafından yazılmıştır.

-1884 Yılında Giresun’un Hacıhüseyin Mahallesinde doğdu.
-1912 Yılında Balkan Harbine gönüllü katıldı. Sağ dizinden yaralanarak sakat kaldı ve ‘TOPAL’ lakabı ile anılmaya başlandı.
-30 Kasım 1915′te gönüllü olarak Doğu Cephesinde Ruslara karşı savaştı.
-Şubat 1918′de Giresun Belediye Başkanı oldu
-Şubat 1919 Yılında Muhafazai Hukuk-u Milliye Cemiyeti Giresun Şubesini kurdu.
-1919 Yılında İstanbul Hükümeti hakkında tutuklama kararı çıkardı, Tutuklanmamak için Keşap ve Şebinkarahisar yöresine kaçtı.
-29 Mayıs 1919′da Atatürk ile Havzada gizli olarak buluştu.
-5 Haziran 1919′da Arkadaşları ile Pontusçu Rumlar’ın Giresun’daki Rum Mektebine Astıkları Pontus bayrağını indirdi.
-8 Temmuz 1919′da hakkındaki tutuklama kararı Padişah Vahdettin tarafından kaldırıldı.
-Temmuz 1919 ‘da giresuna geri döndü ve tekrar belediye başkanı ve muhafazai Hukuk-u Milliye Cemiyeti başkanı oldu.
-Temmuz 1919′da Osman Ağaya Kaymakam Baki bey tarafından başarısız bir suikast düzenlendi.
-Şubat 1920′de ‘GEDİKKAYA’ gazetesini yayınlamaya başladı.
-Eylül 1920′de Giresunlu gönüllüler ile Ermeni harekatını bastırmak üzere Kars’a gitti.
-12 kasım 1920′de Giresun usakları ile birlikte Ankara’da Atatürk’ün muhafızlığına başladılar.
-12 Kasım 1920′deOsman Ağa ve 47. Gönüllü Alayının Koçgiri İsyanını bastırmaları.
-5 Ağustos 1921′de Komutasındaki 47. Giresun Gönüllü Alayı Ankara’ya geldi.
-Ağustos 1922′de 42. ve 47. Gönüllü Alayları Başkomutanlık, Sakarya Meydan Muharebesine katıldılar.
-2 Nisan 1923, Osman Ağa ‘nın ölümü ve Cumhuriyet Şehidi olması.
-Nisan 1923, Osman Ağa ‘nın Giresun kalesine gömülmesi.
-Mart 1925, Osman Ağa’nın naaşı anıt mezara taşınmıştır.

Osman Ağa Kimdir

Osman Ağa, Giresun’un Hacıhüseyin mahallesindeki Ferudunzadeler ailesindendir. Babası Hacı Mehmet Efendi, Annesi Zeynep hanım olup ailesi ticaret ile uğraşmakta idi. 1912 yılında balkan savaşı başladığına Osman Ağa ticaret işi ile uğraşmakta idi, babası askerlik bedelini ödemesine rağmen O gönüllü birlik oluşturarak savaşa katıldı. Savaşta göstermiş olduğu başarılarından dolayı Yarbaylık rütbesine kadar yükseldi. Bu savaşlarda sağ dizinden yaralanarak Gazi ünvanını aldı. Giresuna döndükten sonra 1.Dünya savaşına katılmış,Batum ve Harşit çayında Ruslara karşı savaşarak, Rusların Harşit çayını geçmelerini engelleyerek Tirebolunun işgalini önlemiş.

Mondros Mütarekesinden sonra Belediye başkanı olmuş, Uzun yıllar bereber yaşayan Ermeni ve Rum işgalci çetelerinin belini gönüllüler kurarak kırmış. Bu Rum ve Ermeni işgalci çeteler,Osmanlı hükümetine Osman Ağa’yı şikayet ederek hakkında tutuklama kararı çıkarttırmışlar, Bunun üzerine Osman Ağa, Şebinkarahisar bölgesine yerleşmiş.

8 Mayıs 1919 tarihinde Yunan Kızılhaç heyetini taşıyan bir Yunan gemisi Giresun’a gelir. Heyet 11Mayıs 1919 tarihinde Taşkışla’ya beyaz renkli Yunan Kızılhaç Bayrağını asar, 5 Haziran 1919 Tarihinde ise Pontus bayrağını asarlar. Bu olaylar üzerine Osman Ağa , Harekete geçerek arkadaşları ile birlikte işgalcilerin bayraklarını indirip, yerlerine Türk bayrağını asarlar.

Osmanlı hükümeti tarafından affedilen Osman Ağa; İzmir ilinin Yunanlılar tarafından işgal edilmesi üzerine, 17 Mayıs 1919 tarihinde Giresun’da büyük bir miting düzenleyerek işgalci devletleri ve göz yumanları protesto etmiştir.

29 Mayıs 1919 tarihinde Havza’da Mustafa Kemal Atatürk ile gizlice buluşmuş. Bu buluşmadan sonra Atatürk’den aldığı emirler doğrultusunda hareket etmiş, ayrıca bu emirler kendisine güç verdiği için daha rahat hareket etmeye başlamış.

Erzurum Kongeresine Dr Ali Naci DUYDUK ve İbrahi Hamdi Bey’i temsilci temsilci olarak göndermiş. Giresun Askerlik Şubesi Başkanı Hüseyin Avni Alpaslan ve Jandarma Komutanı Hamdi Bey ile anlaşarak,Eylül 1920′de Giresun gençlerinden oluşan ‘GİRESUN GÖNÜLLÜLER TABURU’nu kurmuştur.

Kurulan bu tabur ilk önce Ermeni saldırılarında görev almış. 12 Kasım 1920′de Osman Ağa Mustafa Kemal ATATÜRK ile tekrar buluşmuş, Atatürkün korunması içi önce yanındaki on kişiyi, Daha sonrada Giresundan topladığı 100 kişilik muhafız gurubunu Ankara göndermiş. Bu şekilde Atatürkün ilk muhafız birliği Giresunlulardan kurulmuş.

Giresun’da GEDİKKAYA isimli bir gazete çıkartarak, Milletin milli şuurun’un oluşmasını sağlamaya çalişmiş. Bu çalışmaları art niyetli kişiler tarafından engellenmeye çalışılmış.

Giresun Müdafa-i Milliye Başkanı ve Belediye Başkanı sıfatıyla Kasım 1920′de Ankaraya gitmiş,Gerakli emirleri aldıktansonra Giresuna dönerek, 12 Ocak 1921 tarihinde 42. ve 47. Gönüllü Alayların kurulması çalışmalarını başlatmış.

Mart 1921′deki Koçgiri ayaklanması Topal Osman Ağa komutasındaki 47. Gönüllü Alayının büyük katkıları ile bastırılmıştır.

Çorum-Merzifon-Tokat ve Samsun havalisinde Rum ve Ermeni çetelerini tamamen kaldıran Osman Ağa , komutasındaki Gönüllü Alyı ile birlikte Sakarya savaşına katılmıştır. Bu savaşta 42. Alay, Tirebolu’lu Binbaşı Hüseyin Avni Bey Komutasında büyük kahramanlıklar göstermiştir, Taşlıtepe sırtlarını kanlarının son damlasına kadar savunmuşlar.Bu alayın tamamını şehit veren Osman Ağa, Mangaltepe sırtlarında büyük kahramanlıklar göstermiştir.

Trabzon milletvekili Ali Şükrü beyin ölümünden sorumlu tutulmuş, 2 Nisan 1923′de çıkan bir çatışmada 40 yaşında iken vefat etmiş

BY CİN

Sihir büyü tılsım gercekleri efsaneleri

999 gün önce tarafından yazılmıştır.

İnsan kendisine bahşedilen irade ve imkanları hangi yönde kullandığına bağlı olarak; yaratılmışların zirve noktasına çıkabilir, “eşref-i mahlukât” sıfatını kazanır.
Ya da alçaldıkça alçalabilir, “esfel-i sâfilîn” aşağıların aşağısı olur.
İnsan rahmanî kudrete de, şeytanî vesveseye de açıktır. Bu güçlerden hangisine meylederse, kişiliği ve eylemleri o doğrultuda şekillenir, çevresine de yine o doğrultuda tesir eder.
Terbiye ve tezkiye edilmemiş nefsin toplumu etkileme, nüfuz ve şöhret elde etme, insanları kontrol altında tutma ve yönlendirme gibi eğilimleri vardır. Pek çok kişide tutkuya dönüşmüş bir eğilimdir bu.
Böyle kişiler bu amaçlara ulaşmak için yerine göre kaba kuvvete ve her türlü hile ve yalana başvurmaktan çekinmezler.
Bazen bununla da kalmazlar, “tabiat üstü güçler”den yardım alma veya alıyormuşcasına göz boyama yöntemlerini de kullanırlar.
Yani büyüye, sihre başvururlar.
Tarihin çok eski zamanlarından bu yana hep var olan, bilim ve teknolojinin kutsandığı çağımızda ise terk edilmek şöyle dursun, yeni görünümlerle yoğunlaşıp yaygınlaşan sihir ve büyü gerçekte var mıdır, etkisi nedir, nasıl korunulur?
Sihir ve büyünün çağrışım alanına giren diğer konular ve bunların mahiyeti nedir?
Sihir ve büyü kavramları söz konusu olduğunda, bunlarla ilişkili pek çok başka konu da akla gelir. Fal, kehanet, astroloji gibi halen moda olan konular sihir ve büyünün çağrışım alanı içinde yer almakla birlikte, biz bunları daha sonraki bir yazının konusunu teşkil etmek üzere şimdilik bir kenara bırakıyoruz. Burada yalnızca sihir, büyü, tılsım ve nazar üzerinde duracak ve bunlardan korunma ve kurtulma yolları hakkında doğru bilgileri sunmaya çalışacağız.
Tarihin kötü alışkanlığı
İnsanın mahiyetini bilmediği şeylere belli bir kuşku ve tereddüt ile yaklaşması son derece tabiîdir. Güç yetiremediğimiz kişilerin tasallutuna maruz kalmak elbette kolay kabullenilecek bir durum değildir. Bir de tabiat üstü varlıklarla ilişkili olduğu söylenen, dolayısıyla baş edilmesi çok daha zor olan güçler söz konusu olursa, iş daha da endişe verici boyutlara tırmanmakta, zayıf tabiatlı insanlar böyle durumlarda kolaylıkla teslim alınabilmektedir.
Yahudilik, Hıristiyanlık gibi semavî kökenli olduğu halde sonradan dejenere edilmiş dinlerde de, Hinduizm, Budizm, Şintoizm… gibi beşer mahsulü inanç sistemlerinde de, nihayet biricik Hak Din olan İslâm’da da büyü, sihir, tılsım gibi kavramlar önemli bir yer tutmuştur.
Bilindiği gibi, Efendimiz s.a.v. Tevhid’i tebliğ etmeye başladığı zamanlarda putperest Mekke toplumunun ileri gelenleri tarafından “büyü/sihir yapmak”la itham edilmişti (Bkz. Sâd Suresi, 4; Zâriyât Suresi, 52). Bu durum, İslâm’dan önceki Arap toplumunda da büyünün/sihrin bilindiğini ve ona inanıldığını göstermektedir.
Hatta Felak Suresi’nde Efendimiz s.a.v.’e hitaben, “düğümlere üfleyenlerin şerrinden” Allah’a sığınılmasının emir ve tavsiye buyurulması, o dönemde, iplere düğüm atarken birtakım şeyler söyleyerek düğümlere üflemek suretiyle sihir/büyü yapıldığını açık bir şekilde göstermektedir.
Bunlar ve çağrışım alanlarında bulunan diğer kavramlar, toplumumuzda genellikle söylentiden ileri geçmeyen şeylere dayanıldığı ve haklarında sahih bilgi edinilemediği için halk tarafından çoğu zaman birbirinden ayırt edilememekte, hakikatine inanılması gerekenlerle, hiçbir hakikati olmayanlar birbirine karıştırılabilmektedir. Oysa bu konu, itikadî sahaya girdiği için son derece önemlidir ve itikadî sahanın hassasiyetinin farkında olan her mümin bu meseleler hakkında doğru bilgi edinmek durumundadır. Dolayısıyla bizim toplumumuzda da diğer toplumlarda da güncelliğini hiçbir zaman kaybetmeyen bu kavramların tarifi ve hakikati doğru bir şekilde öğrenilmelidir.
Büyü ve büyücülük
Büyü, tabiat üstü gizli güçlerle ilişki kurularak yahut kendilerinde gizli güçler bulunduğuna inanılan bazı nesneler kullanılarak fayda veya zarar vermek yahut korunmak maksadıyla yapılan işler diye tarif edilir (TDV İslâm Ansiklopedisi, 6/501). “Sebebi gizli olan, hakikatinin aksine tahayyül edilen, göz boyama ve aldatma tarzında yapılan şeyler” (Fahruddîn er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr, 3/205) diye tarif edilen “sihir” ile aynı anlamda kullanılsa da, büyü ve sihir kelimeleri, dilimizde farklı anlam sahalarına sahiptir.
Mesela “büyücü” kelimesi, yukarıdaki tarife giren işlerle, tabiat ötesi güçlerle ilişki kurarak, yani büyü yaparak iştigal ettiğine inanılan kimseler hakkında kullanılırken, “sihirbaz” kelimesi daha ziyade el çabukluğu ile gözbağcılık yapan kimseler hakkında kullanılır. Büyücü, kullandığı materyaller üzerine birtakım şeyler yazmak, okumak ve onları belli tarzlarda kullanmak suretiyle diğer insanlara fayda veya zarar verirken, sihirbaz daha ziyade eğlence maksatlı olmak üzere şaşırtıcı gösteriler yapar.
İslâm alimleri büyünün/sihrin birçok çeşidini zikretmiş, Fahruddîn er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr’inde bunları 8 grupta toplamıştır (3/206 vd.). Bunları iki başlıkta toplayan Elmalılı şöyle der: “Bütün bu kısımlar, esaslı iki kısma raci olur. Birisi sırf yalan, uydurma ve kandırmadan ibaret olan söz veya fiil ile tesir icra eden sihir, diğeri az çok bir hakikati suiistimal ederek ortaya konan sihirdir. Sihrin bütün mahiyeti, hayali hakikat zannettirecek şekilde insan ruhu üzerinde aldatıcı bir tesir bırakmaktan ibaret olduğu halde, bunun bir kısmı sırf hayal ve vehmettirmek, diğer bir kısmı da bazı hakikat ile karışıktır. Binaenaleyh her sihrin tesirden büsbütün uzak olduğunu iddia etmemelidir.” (Hak Dini Kur’an Dili, 1/445)
Büyü ve sihrin gerçekliği ve hükmü
Kur’an ve Sünnet’e baktığımızda, büyünün/sihrin gerçek olduğunu görüyoruz. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Oysa Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, fakat o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil’de Harut ve Marut’a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi; “Biz ancak ve ancak imtihan için gönderildik; sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!” demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah’ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkıyla bilselerdi, uğruna kendilerini sattıkları şey ne çirkin bir şeydi.” (Bakara, 102)
Bu ayet üzerinde geniş bir şekilde duran müfessirlerin söyledikleri kısaca şudur:
Ehl-i Kitap’tan bir taife (Yahudiler), Tevrat’ı bir kenara bırakarak Hz. Süleyman a.s.’ın hükümranlığı ve devleti aleyhine insan ve cin şeytanlarının yaptığı işlere ve okuduğu efsun ve efsane kitaplarına uydular. Bunlar, meydana gelmiş ve gelecek olaylar hakkında kulak hırsızlığı ile birtakım malumatlar edinip, bire yüz yalan katarak kâhinler vasıtasıyla gizlice yayarlardı.
Zaman içinde kâhinler, kendilerine haber verilen şeyleri tedvin edip kitap haline getirdiler. Etrafa yaydıkları azı gerçek çoğu yalan efsaneler ve uydurdukları tezvirat zaman içinde türlü siyasî ve sosyal entrikalara yol açmış, Hz. Süleyman a.s.’ın hükümranlığı geçici bir süre sarsıntıya uğramıştı.
Ancak Hz. Süleyman a.s., Allah Tealâ’nın yardım ve lütfuyla bu insan ve cin şeytanlarına galip geldi ve onları buyruğu altına alarak çeşitli işlerde istihdam etti. Nihayet eceli gelip vefat edince sihir/büyü kitapları tekrar tedavüle kondu ve hatta Hz. Süleyman a.s.’ın da devleti sihir/büyü ile idare ettiği yalanını yaydılar.
İşte bu insan ve cin şeytanları bir taraftan kendi elleriyle yazıp tedvin ettikleri sihirleri, diğer taraftan da (muhtemelen I. Sürgün döneminde, milattan önce 721 ve 586 yıllarında iki grup olarak sürgün edildikleri) Babil’de Harut ve Marut isimli iki meleğe indirilen şeyleri de öğrenerek halka aktarıyor, böylece küfür işliyorlardı.
Büyüyü melekler mi öğretti?
Söz buraya gelmişken, öteden beri tartışma konusu yapılmış olan bir meseleye kısaca değinelim:
Yukarıda mealini verdiğimiz ayete sathî bir nazarla bakanlar, sanki Harut ve Marut isimli meleklerin insanlara sihir/büyü öğrettikleri ve insanların da onlardan öğrendikleri büyüyle koca ile karısının arasını ayırdığını söylemişlerdir.
Kur’an’ın ifadesinden anlaşılan odur ki, adı geçen iki meleğe indirilen şey bizzat sihir/büyü değildi. Söz konusu şeytanlar, o iki meleğe indirilen hakikatleri, küfür vesilesi olan sihir için öğrenmiş ve o yolda kullanmışlardır.
Bir diğer ifadeyle, o iki melek insanlara bizzat sihir/büyü öğretmiş değildir. Onların yaptığı, sihir/büyü amacıyla kullanılmaya müsait bir ilmi öğretmek ve bunu yaparken de şu uyarıda bulunmaktır: “Bizim öğrettiğimiz bu bilgiler, hayır yolunda da şer yolunda da kullanılmaya elverişlidir. Sakın bu ilimleri suistimal ederek büyü/sihir yapıp da kâfir olmayın.”
Hz. Musa a.s.’ın, asasını emr-i ilahî ile yere atmak suretiyle Firavun’un büyücülerinin büyü ile yılana dönüşen değnek ve iplerini birer birer yutması (A’raf, 115-117; Tâhâ, 66-70) da Firavun zamanında Mısır’da büyü yapıldığını göstermektedir.
Hadis-i şeriflerde büyü
Sünnet’te de büyü/sihir çokça zikredilmiştir. En önemlisi de, bizzat Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e bir Yahudi tarafından büyü/sihir yapılmış olmasıdır. (Buharî) Hicretin 7. senesinde Efendimiz s.a.v. Hudeybiye’den döndükten sonra Lebîd b. A’sem isimli bir yahudi tarafından kendisine büyü yapılmış, büyünün etkisiyle Efendimiz s.a.v., yapmadığı bazı şeyleri yaptığını zannetmiştir. Rivayetlere göre 6 ay sürdüğü anlaşılan büyünün etkisinden Allah’ın izniyle kurtulmuş, iki meleğin (bir rivayete göre Cebrail ve Mikâil a.s.’ın) bildirmesiyle büyüde kullanılan tarak ve saç telinin atıldığı kuyuyu bularak kapattırmıştır.
Bu vesileyle belirtelim ki, bu büyü, vahyin tebliği ve dinî işlerin tedviri konusunda değil, tamamen dünyevî işlerde Efendimiz s.a.v.’i kısmen etkilemiştir. O’nun, bu büyünün tesiriyle peygamberlik görevine halel getirecek en küçük bir değişiklik yaşadığına dair hiçbir işaret yoktur. Kaldı ki Kur’an, O’nun peygamberlik görevini yerine getirirken devamlı surette koruma altında olduğunu bildirmiştir. (Maide, 67)
Keza Efendimiz s.a.v’in pak eşlerinden Hz. Hafsa r.anha’ya bir cariyesi tarafından büyü yapıldığı, bu sebeple cariyenin ölüm cezasına çarptırıldığı rivayet edimiştir. (Muvatta)
Sihir/büyünün hakikati sebebiyle Efendimiz s.a.v., “helâk edici” olarak nitelendirdiği 7 şeyden bizleri sakındırırken, bunlar arasında büyü/sihir yapmayı ve yaptırmayı da zikretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Helak edici yedi şeyden sakının.” Sahabe bu 7 şeyin neler olduğunu sorunca şöyle buyurmuştur: “Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, Allah’ın haram kıldığı bir kimseyi haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, düşmana hücum esnasında savaştan kaçmak ve hiçbir şeyden haberi olmayan namuslu kadınlara zina iftirası atmak…” (Buharî, Müslim, Ebu Davud)
Büyü/sihir konusundaki hadislere daha fazla örnek zikretmek mümkün ise de, biz bu kadarla yetinelim.
Tılsım nedir?
Tılsım: Semavî birtakım güçlerin, arzî güçlerle birleşerek garip, olağandışı işler yapması şeklinde tarif edilir (et-Tânevî, Keşşâfu Istılâhâti’l-Fünûn, 2/927). Elmalılı Hamdi Yazır, tılsımın, Hz. İbrahim a.s’ın kavmi olan Keldanîler’in yaptığı sihir türü olduğunu söyler ve şöyle der: “Fikrimizce bu sihirde, tabiiyat ile ruhiyatın eski zamanlarda keşfedilmiş, birbiriyle ilişkili bazı garip özellikleri birleştirilerek uygulandığı anlaşılmaktadır.” (Hak Dini Kur’an Dili, 1/443)
Ayın akrep burcunda bulunduğu sırada mühre kazıtılan akrep figürünün, kişiyi akrep ısırmalarına karşı koruyacağı, arkasını üstü açık olduğu halde aya doğru dönen hayvanların, ay ışığının arkalarına vurması sebebiyle öleceği… gibi hususlar semavî kuvvetlerle arzî kuvvetlerin belli bir tarzda bir araya gelmesi sonucunda oluşan tılsımlara örnek olarak zikredilmiştir. (İbn Hazm, el-Fısal, 5/101-102; Âlûsî, Rûhu’l-Ma’ânî, 20/120)
İbn Hazm tılsım hakkında müşahedeye dayalı enteresan bilgiler verir ve şunları söyler: “Tılsım, eşyanın tabiatını değiştirme ve gözbağcılık değildir. Tılsımlar, Allah Tealâ’nın terkib ettiği birtakım güçlerdir ki, soğuğun sıcak ile ve sıcağın soğuk ile giderilmesi gibi, Allah Tealâ bu tılsımlar vasıtasıyla başka bazı güçleri ortadan kaldırır. (…) Tılsımların def’i mümkün değildir.”
Semavî güçlerle arzî güçler arasındaki denge ve ilişki doğru biçimde kurulduğu zaman, tılsım garip hadiselerin oluşmasına yol açabilir. “Mıknatısın demiri, kehribarın saman çöpünü çekmesi ve sirkenin ittiği taş böyledir. Bu taş, içinde sirke bulunan kaba sarkıtıldığı zaman kaba girmez, dışına kaçar. Keza yağmur çeken taş da buna örnektir ki, bu taş Türkler arasında iyi bilinir.” (el-Îcî, el-Mevâkıf, 3/368)
Tılsımın gerçekliği
Tılsımın varlıklar üzerinde gerçek bir etkisi olabileceği, ulemanın bu konudaki beyanlarının ortaya koyduğu bir sonuçtur.
Bağdat’a giriş kapılarından “Tılsım Kapısı” üzerindeki yılan figürü sebebiyle Bağdat’ta hiç kimsenin yılan sokması sebebiyle ölmediği, yılanın soktuğu kimselerin hiç acı hissetmediği veya çok az hissettiği, buna mukabil Bağdat dışında yılan sokması sebebiyle ölümlerin meydana gelmesi, Âlûsî’nin bizzat müşahede ettiği bir hadise olarak yukarıda adı geçen tefsirinde zikredilmektedir.
Keza İbn Hazm de -yine yukarıda mezkûr eserinde- tılsımın hakikati hakkında şunları söylemektedir: “Biz tılsımların etkilerini açık olarak bugüne kadar görüyoruz. Çekirgenin girmediği ve havanın hiç soğumadığı köylerin mevcudiyeti, Sarakosta (Saragossa)’ya zorla sokulmadıkça yılan girmemesi ve daha birçok olay buna örnektir ki, bunu sadece inatçı kimseler inkâr eder. Tılsım konusunu iyi bilenlerden artık kimse kalmamıştır; geride kalan ise onların yaptıklarının eser ve izlerinden ibarettir…” (el-Fısal, 5/101-102)
Tılsımla gerçek anlamda ilgilenenlerin söylediklerine tefsirinin pek çok yerinde değinen Allame Âlûsî de şöyle der: “Tılsım ilmiyle uğraşanların söylediklerinin doğru olması mümkündür. İşin gerçek durumunu ise Allah Tealâ bilir.” (Âlûsî, a.g.e., aynı yer.)
Şu halde tılsımın bir hakikati olduğunu, ancak günümüzde bu konuyu gerçek mahiyetiyle bilen ve uygulayan kimse bulunmadığını söylemek mümkündür. Bu itibarla birtakım eşyaların insanlara uğurlu geldiği, kötülük ve zararları def ettiği şeklinde halk arasında dolaşan inanç ve söylentilere itibar etmemek gerekir.
Nazar değmesi nedir?
Nazar, bir kimsenin, başka birisine, onun bir eşyasına, hayvanına, malına… hasetle karışık beğenerek bakmasıdır (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 10/200). Bu bakışın etkisi ile o kimsenin şahsına, malına veya eşyasına büyük zarar gelebilir.
Kur’an’da şöyle buyurulur: “İnkâr edenler Zikr’i (Kur’an’ı) işittikleri zaman neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. ‘O mutlaka delidir’ diyorlardı. Oysa Kur’an, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.” (Kalem, 51-52)
İbn Abbas r.a, Mücahid ve daha başkaları bu ayetin, nazarın mevcudiyetine ve Allah Tealâ’nın dilemesiyle tesirinin gerçek olduğuna delil teşkil ettiğini söylemişlerdir. (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, 4/525)
Efendimiz s.a.v.’den de nazarın hak olduğunu ifade eden birçok hadis nakledilmiştir. Bunlardan birisi şöyledir: “Nazar haktır. Eğer kaderi geçecek bir şey olsaydı, nazar onu geçerdi.” (Müslim, Tirmizî)
Bir diğer rivayette de şöyle buyurulmuştur: “Nazar, Allah’ın izniyle kişiyi dağa çıkaracak ve oradan indirecek derecede etkiler.” (Ahmed b. Hanbel, Ebu Ya’lâ)
Sahabe’den Sehl b. Huneyf r.a. yıkanmak için elbisesinin üstünü çıkarmıştı. Âmir b. Rebî’a r.a. da ona bakıyordu. Sehl, cildi güzel, bembeyaz bir kimseydi. Âmir, “Hiç güneş görmeyen ciltler bile bugün gördüğüm gibi değildir.” dedi. Bunun üzerine Sehl hastalandı. Sehl’in rahatsızlandığı Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e haber verildi ve “Sehl başını bile kaldıramıyor.” dendi. Bunun üzerine Efendimiz s.a.v., “Suçladığınız birisi var mı?” diye sordu. Orada bulunanlar, “Âmir b. Rebî’a” diye cevap verdiler. Efendimiz s.a.v. Âmir r.a.’ı çağırıp kendisine kızdı ve şöyle buyurdu: “Sizden biriniz kardeşini neden (nazarla) öldürüyor? Ona ‘mâş’ deseydin ya! Haydi şimdi kardeşin için yıkan.” buyurdu. Âmir de yüzünü, ellerini, dirseklerini, dizlerini, ayak topuklarını ve böğürlerini bir kap içinde yıkadı. Sonra bu su Sehl r.a.’ın üzerine döküldü. Sehl r.a. anında iyileşti. (Muvatta)
Mucize ile
Sihir/Büyü Farkı
1Mucize Allah Tealâ’nın, peygamber olarak görevlendirdiği insanlar eliyle gerçekleştirdiği olağan üstü olaylara denir; çalışarak, öğrenerek, okuyarak ve pratik yaparak mucize gösterilemez. Sihir/büyü ise bilenlerden öğrenmek ve çalışmak suretiyle herkesin ulaşabileceği bir iştir.
2 Mucize tamamen gerçektir; meydana gelmesinde herhangi bir sahtelik, göz bağcılık veya aldatma yoktur. Doğrudan doğruya peygamber tarafından ve vasıtasız olarak izhar edilir. Sihir/büyü ise genellikle gözbağcılığa ve el çabukluğuna dayanır. Gerçek payı bulunanlarda ise cinlerden ve sair varlıklardan yardım alınır.
3 Sihir/büyü, özel bazı vakitlerde ve özel birtakım eşya kullanılarak yapılır; yani belli şartları vardır. Mucize ise böyle değildir. Allah Tealâ’nın dilediği her zaman peygamberler eliyle izhar olunur.
4 Büyü/sihir yenilenmediği zaman bir süre sonra etkisini kaybeder. Mucize ise, kendisinden beklenen maksadı hasıl ettiği sürece devamlıdır.
5 Mucize, kevnî olaylara bile müdahale edip onları değiştirecek çapta meydana gelebildiği halde (ayın ikiye ayrılması, denizin yarılması… gibi), sihir/büyü, sınırlı bir sahada cüz’î bir etkiye sahiptir.
Sihir, Büyü ve Tılsımın Hümu
Sihir, büyü, tılsım… gibi işlerle uğraşmak dinimizin kesin olarak yasakladığı, haram kıldığı şeylerdir ve kişiyi küfre kadar götürür.
Bununla birlikte, alimler yapmak için değil, fakat yapılmış olanı bozmak ve şerrinden korunmak için sihir/büyü öğrenmenin haram olmadığına hükmetmiştir. (Elmalılı, a.g.e., 1/447)

NE YAPMALI?
Her ne kadar kendimiz uğraşmasak da -Allah korusun- sihir/büyüye maruz kalabilir veya başkasının nazarının hedefi olabiliriz. Böyle bir durumda yapılması gerekenleri de kısaca özetleyelim:
Sihirden korunmanın yolu
Sihir/büyü, tılsım, nazar vb. şeylere karşı takınılacak tavır, öncelikle her şeyin Allah Tealâ’nın iznine ve dilemesine bağlı olduğunu bilmektir. Dolayısıyla öncelikle Allah Tealâ’ya güçlü bir iman ve teslimiyetle bağlanmak gerekir. “Allah’ın izni olmadıkça onlar (büyücüler) kimseye bir zarar veremezler.” (Bakara, 102) ayeti dikkatimizi bu noktaya çekmektedir.
Efendimiz s.a.v., hayvanının terkisine bindirdiği Abdullah b. Abbâs r.a.’a hitaben, “Ey çocuk! Sana, Allah’ın seni faydalandıracağı kelimeler öğreteyim mi?” demişti. İbn Abbâs r.a., “Evet, ey Allah’ın Resulü..” diye cevap verince şöyle buyurdu:
“Allah’ın emir ve nehiylerini (onlara riayet etmek suretiyle) muhafaza et ki Allah da seni muhafaza etsin. Allah’ın emir ve nehiylerini muhafaza et ki, O’nu(yardımını) her zaman önünde bulasın. Genişlik zamanında O’nu an ki, darlık zamanında da O seni ansın (ve sana yardım etsin). İstediğinde Allah’tan iste; sığındığında Allah’a sığın. Olacak şeyler konusunda kalem kurumuş, hüküm kesinleşmiştir. Şayet mahlukatın tamamı sana bir menfaat sağlamak için bir araya toplansalar ve fakat Allah onu senin hakkında yazmamış ise, onu yapmaya muktedir olamazlar. Ve şayet sana bir zarar vermek için toplansalar, ancak Allah onu senin hakkında takdir etmemişse, onu yapmaya da güç yetiremezler. Bil ki, zorlandığın şeye sabretmende çok hayır vardır. Zafer sabırla, ferahlık da sıkıntıyla birliktedir. Güçlükle beraber kolaylık vardır.” (Ahmed b. Hanbel, 1/307)
Bunun arkasından, dua ve zikri terk etmemek gelir. Efendimiz s.a.v.’den nakledilen uzun bir hadisin bir bölümü şöyledir:
“Sizin yapacağınız şey, Allah’ı zikretmektir. Böyle bir kimse, düşmanın hızla takip ettiği, sonunda muhkem bir kaleye rastlayıp kendisini düşmandan koruduğu kimse gibidir. Kendini şeytandan ancak Allah’ı zikretmek suretiyle koruyan kul da böyledir.” (Ahmed b. Hanbel, Tirmizî)
Çokça Kur’an okumak, ibadetleri aksatmadan yapmak ve devamlı abdestli bulunmaya özen göstermek de kişiyi sihir/büyü gibi zararlı şeylerin etkisinden koruyan hususlardandır.
Yapıldıktan sonra ise büyü/sihirin etkisini ortadan kaldırmanın en sahih yolu, çokça Kur’an okumak ve Allah Tealâ’yı zikretmektir. Bunun yanında Efendimiz s.a.v.’in öğrettiği dualar vardır ki, onları da ezberleyip okumak son derece faydalıdır.
Bir de ihlâs ve takva sahibi kimselerden sihir/büyü konusunda bilgi ve tecrübesi bulunanlara müracaat etmekte fayda vardır. Bu noktada çok dikkatli olmak gerekir. İnsanların zaaflarından istifade etmek için bu işi bir meslek haline getirmiş olup aslında sihir/büyü ile hiç alakası olmayan dolandırıcı tiplerin tuzağına düşmemeye dikkat etmelidir.
Nazardan nasıl korunulur?
Nazardan korunmanın ve meydana gelmeden önce nazarı engellemenin yolu, bir kardeşimizde hoşumuza giden bir şey gördüğümüzde “Bârekellâhu fîhi.” (Allah ona bereket versin), “Allâhümme bârik aleyhi.” (Allahım, ona bereket ihsan eyle) veya “Mâş.” (Allah’ın dilediği olur) demektir.
Efendimiz s.a.v. buyurmuştur ki: “Sizden biriniz kardeşinde, kendisinde veya malında hoşuna giden bir şey gördüğü zaman ona bereket dileyerek dua etsin. Zira nazar haktır.” (Ahmed b. Hanbel, 3/447)
İbn Hacer şöyle der: “Bir şeyi beğenen kimsenin, hemen beğendiği şey için bereket dilemesi gerekir. Onun böyle yapması bir rukye (dua) olur.” (Fethu’l-Bârî, 10/205) Bereket dilemek, yukarıda geçen ifadelerden birisini söylemek demektir.
Nazar meydana geldikten sonra yapılacak şey ise, yukarıda geçen Sehl r.a. olayında olduğu gibi, nazarı değen kişinin abdest alması ve o suyu, kendisine nazar değen kişinin üzerine dökmesidir. Nitekim Efendimiz s.a.v.’in yukarıdaki uygulamasını teyit eder tarzda Hz. Aişe r.anha validemizin şöyle dediği nakledilmiştir:
“Başkasına nazarı değen kimseye abdest alması emredilir, o da abdest alırdı. Sonra o suyla, kendisine nazar değen kişi yıkanırdı.” (Ebu Davud)
Eğer bir kimseye kimin nazarının değdiği bilinmiyorsa, zikir ve meşru rukyeyle Allah Tealâ’ya sığınmaktan, Kur’an okumaktan ve dua etmekten başka yapılacak bir şey yoktur. Bilhassa Fatiha, Felâk, Nas ve İhlâs sureleri ile Ayetelkürsî’yi okumak tavsiye edilmiştir.
Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Rukye ancak nazar ve (yılan, akrep vb.) sokma(sı) sebebiyle yapılır.” (Buharî, Müslim). Burada geçen rukye, Kur’an okumaktan ibarettir.
Halk arasında çocukları nazardan korumak maksadıyla “nazar boncuğu” takmak oldukça yaygın bir adettir. Ne var ki nazar boncuğu göz değmesine bir fayda sağlamadığı gibi, dinimizce de yasaklanmış şeylerdendir.
Aynı şekilde içinde Kur’an ayetlerinden başka bir şey bulunan muskalar takmak da dinimizce hoş karşılanmamış, yasaklanmış uygulamalardandır.
Bununla birlikte okuma yazması olmayan ve ezberinde Kur’an ayetleri bulunmayan kimseler için, üzerinde Kur’an ayetleri ve Efendimiz s.a.v.’den rivayet edilmiş dualar bulunan bir kâğıdı (muska), hürmetine halel getirmemeye dikkat ederek taşımakta da bir sakınca yoktur. Bu da bir anlamda rukye olarak kabul edilebilir.
Bu yazıda ele aldığımız konu, fizikötesi alanla, yani gaybla ilgili olduğundan, fal, kehanet, astroloji, burçlar… gibi bu konuyla ilişkili olan bazı hususlara değinmedik. Zira bunlar da ayrı bir yazının konusunu teşkil edecek kadar öneme ve ayrıntılara sahiptir… ;) BYCİN

Tılsım nedir?

999 gün önce tarafından yazılmıştır.

Esrarlı bir kuvvet taşıdığına, tabiatüstü gücü bulunduğuna, birtakım sırlar sakladığına inanılan şey. Tılsım karşılığında dilimizde sihir, büyü, efsun kelimeleri kullanılmaktadır. :)

Anadolu kadınlarının başlarına taktıkları metal süs eşyasına da tılsım denir. Baş süslemelerinde kullanılan tılsımın, kişiyi, nazar, iftira ve kötü ruhlardan koruduğuna inanılır (İbn Haldun, Mukaddime, çev. Z.K. Ugan Ankara, 1957, 111, 2 vd.). Tılsım gümüş, altın vb. değerli metallerden yapıldığı gibi, bunların taklidlerinden, mücevherlerden, deniz kabuklarından da olabilir. Tılsımın Manî inancıyla da ilişkisi bulunmaktadır. Anadolu folklorunda tılsım genellikle büyünün etkisini sağlayan araçları ifade eder. Define vb. gizli şeyleri bulmak, kapalı yerleri açmak için ehlinin bildiği sözlere veya vasıtalara da tılsım denir (Meydan Larousse, XIX, 11508). Bulaşıcı hastalıkların tesirini önlemek ve insanlarla hayvanların kötülüklerinden korkmamak için de tılsım yapılır (M.Z. Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri Sözlüğü, 111, 494)….

Tılsım, insanları koruduğuna veya uğur getirdiğine inanılan tabiat veya insan eseri olan nesnelerin tamamını içine alır. Tılsımları insanlar bizzat kendileri üzerlerinde taşıyabilecekleri gibi, tesirli olması istenen arazi, dam çatısı, vb. yerlerde de saklayabilirler. İnsan yapısı tılsımlar, daha çok hayvan veya eşyaların küçük modelleriyle, üzerinde dinî yazılar bulunan madalyonlar ve yazılı kâğıtlardan oluşur. Bazı metal ve muskaların tılsım için kullanıldığı da oldukça yaygın uygulamadır.

İnanışa göre tılsımların etkili olabilmesi, tabiattaki bazı güçlerle ilişki kurulmasına ve uğurlu bir zamanda dinî törenle yapılmasına bağlıdır. Tılsımdan medet ummanın mazisi oldukça eskilere gitmektedir. Papirüslerin incelenmesi Eski Mısır’da 75 kadar tılsımın mevcut olduğunu ortaya çıkarmıştır. Eski Mısır’da “Doğan Güneş” tılsımının, ölümden sonra yeniden dirilmeyi sağladığına inanılmıştır. Yine eski Mısır’da ölüyle birlikte gömülen “Menat” tılsımının, ölüyü tanrısal koruma altına aldığına kesin gözüyle bakılmıştır.

Hristiyanlık dünyasında da tılsımın çeşitli şekilleriyle kullanıldığı bilinmektedir. Bu kullanım, din adamlarının asırlar süren mücadelelerine rağmen hâlâ tam olarak önlenebilmiş değildir. Hristiyan halkın birtakım bâtıl inançlarından da kaynaklanan tılsım inancı, sihir, büyük ve efsunla beslenmektedir.

Yahudilikte uygulanan tılsım çeşitleri Hristiyanlık’tan çok daha yaygındır. Bunun sebebi, geç dönem Kabalacılarının tılsıma büyük ilgi göstermeleridir. Bundan dolayı tılsım hazırlamak hahamların görevleri arasında yer almıştır. Nitekim, lohusaya zarar verdiğine inanılan Lilit’ten korumak için doğum odasına tılsımlı eşyalar asılması, yahudi toplumlarında hâlâ yaygın bir gelenek olarak varlığını sürdürmektedir (Ana Britannica, XX, 619).

Bazı değişik şekiller göstermekle beraber tılsım hemen her toplumda vardır. Eski Bâbil, Asur ve Persler’de tılsım bir teknik olarak uygulanmıştır. İslâm dışındaki bütün bâtıl ve muharref dinlerin tören ve âyinlerinde her zaman tılsımdan izler bulmak mümkündür. Birçok tarihçi ve sosyolog tılsımı, bâtıl ve muharref dinlerin bir parçası gibi ele almıştır. Tılsımla ilgili yazılı tarih öncesi bilgiler noksan olmakla beraber, Yunan ve Mısır papirüslerindeki bilgiler oldukça doyurucudur.

Türk toplumlarında tılsım ve tılsıma benzer uygulamaların mazisi İslâm öncesine kadar uzanır. İslâm’dan sonraki dönemlerde ise eski İran, Mezopotamya ve Mısır kültürlerinin tesiriyle tılsım az da olsa varlığını sürdürmüştür (Dinler Tarihi Ansiklopedisi, İstanbul, 1976, III, 606). Cahiliye dönemi Araplarında fal okları atmak, çeşitli anlamlara gelen taşlar dikmek, yıldızlara bakarak mana çıkarmak, birtakım kareler içinde harf veya rakamlar yazarak tılsım yapmak oldukça yaygın bir uygulama idi.

Anadolu’da tılsım ve tılsıma benzer uygulamalar, Hristiyanlık, eski putperest dinler ve komşu kültürlerin tesiriyle âdetâ kurumlaşmış, büyücülük-le içiçe yürümüştür.

Tılsımı dinden uzak tutmak ve onu din ile karıştırmamaya özen göstermek gerekir. Tılsım ile tılsımdan sonra ortaya çıkacak durum arasında sebep sonuç münasebeti bulunmasına rağmen, her dinden insanın tılsım ve tılsıma benzer uygulamalardan medet ummaları cidden düşündürücüdür.

İslâm tılsım yapılmasını da, tılsıma inanılmasını da yasaklamış, medet umarak onu meslek edinmeyi şiddetle reddetmiştir. Ayrıca İslâm, tılsımın mucize ve keramete benzetilmemesine özen göstermiş, onu müşrik ve kâfirlere özgü bir faaliyet olarak değerlendirmiştir. İslâm’a göre tılsım, Allah’tan gelen bilgilere dayanmaz. Kur’an-ı Kerîm, tılsım ve ona benzer faaliyetleri bâtıl ve şeytan işi saymış (el-Âraf, 7/102), sâhir sözüyle de büyü ve tılsım yapanları kastetmiştir (el-Âraf, 7/109, 113; et-Tûr, 52/15; el-Hicr, 99/14-15). Hz. Muhammed’e gelen ilâhî vahye inanmayanlar ona sihirbaz, büyücü ve tılsımcı iftirasında bulunmuş ve sözlerini de sihir saymışlardır (el-Müddessir, 74/24).

Hz. Peygamber, yedi büyük günahtan birincisinin Allah’a şirk koşmak olduğunu açıklamış, ikincisi de “sihir ve tılsımla ilgilenmektir” buyurmuştur.

Genellikle ilâhiyat ve sosyoloji ile ilgilenen bilginlere göre tılsımın tesiri daha çok psikolojiktir. Halk tılsımın etkisini görünce onu yapan kişiye bağlanır ve âdeta onun müşterisi olur. Kendisine tılsım yapılan kişi, bunun tesirinden kurtulmak için Hz. Peygamber’in yaptığı gibi İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini üç kere okuyarak bütün “bedenine üflemelidir. Bu hareketin üfürükçülükle bir ilgisinin bulunmadığını, aksine Kur’an-ı Kerîm’den şifa ummaya dayandığını belirtmekte fayda vardır. Kur’an-ı Kerîm ve Hadis-i Şerif’ler, Allah’ın iradesi dışında hiç kimsenin kimseye fayda veya zarar vermeyeceğini defalarca vurgulamış, tılsım yapan kişide olağanüstü bir güç bulunduğuna inanmayı kesinlikle reddetmiştir (el-Mâide, 5/90; Tâhâ, 20/69)… ;)

BY CİN

Beşiktaş çoştu Fener hisseleri dipte.

999 gün önce tarafından yazılmıştır.

Beşiktaş ile Fenerbahçe arasında dün oynanan ve Beşiktaş’ın Fortis Kupası’nı almasıyla sonuçlanan maçın ikinci perdesi de bugün borsada oynanıyor.

Borsa açılışının hemen ardından Beşiktaş hisseleri yüzde 12.36′lık primle tavana çıkarken, Fenerbahçe hisseleri ise yüzde 8′in üzerinde değer yitirdi. Fenerbahçe’n in piyasa değeri bir anda tam 100 milyon TL azaldı.

Fortis Türkiye Kupası’nı kazanarak taraftarlarını sevindiren Beşiktaş, yatırımcılarını da mutlu etti. Son günlerde şampiyon olacağı beklentisi ile hızlı yükselişlerin yaşandığı hisse bugün de yoluna tam gaz devam ediyor. Açılışla birlikte yoğun alımların görüldüğü Beşiktaş hisseleri bir anda yüzde 12.62 artışla 5.80 TL’ye yükseldi. Dünden bugüne Beşiktaş’ın piyasa değeri de 28 milyon TL’lik artışla 232 milyon TL’ye tırmandı.

Ligde şampiyonluk yolunda ümitlerin arttığı marttan itibaren Beşiktaş hisselerinde önemli hareketler yaşanıyor. Nisan ayının başında 2 lira olan hisseler sadece 1.5 ayiçerisinde yüzde 190 artış gösterdi.

FENERBAHÇE HİSSELERİ ÇÖKTÜ

Dünkü maçın ardından Fenerbahçe hiselerinde ise sert bir düşüş yaşanıyor. Dün 55.5 lira olan Fenerbahçe hisseleri bugün açılışın ardından gelen satışlarla 51 liraya indi. Hisse senetlerindeki değer kaybı yüzde 8.11 olarak kaydedildi.

Fenerbahçe’nin piyasa değeri ise bugünkü satışların ardından 100 milyon TL düşüşle 1 milyar 275 milyon TL’ye geriledi.
BY CİN

Toplam 19 sayfa, 2. sayfa gösteriliyor.1234510...Son »
Tasarim Düzenleme Kaan Türkoğlu